|
|
|
|
|
|
. |
|
Deftere Yaz | Defteri Oku
|
|
|
 |
|
. |
|
ziya çartıl - 25.09.2013 |
|
. |
|
CEZALISIN ank ğeldim çekeçeğin var elimden |
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
zahide - 31.08.2013 |
|
. |
BEN İSTERİM
Ben isterim ki Bulutlar ağlasın Çocuklar ağlamasın. Hiçbiri öksüzlük Yetimlik duymasın. Ben isterim ki Konuşsun her çiçek kendi dilince Silahların kesilsin sesi. Ben isterim ki soğuğa, karanlığa kapansın kapılar, Gözler kapanmasın, Sözler kapanmasın. Ben isterim ki, Yangınlar sönsün, Umutlar sönmesin. Erişsin her meyve kendi çağında. Yüreklere acı söz değmesin. Ben isterim ki, eğilsin dallar bereketten. İnsanoğlu başını eğmesin utançtan ya da güçsüzlükten. Ben isterim ki gözyaşı gibi aksın pınarlar berrak, duru toprağın üzerinde. Pınar gibi akmasın gözyaşı yeryüzünün hiçbir yerinde. Ben isterim ki Her şey eğilsin insanın önünde insan insana tutsak olmasın. Ben isterim ki sevinç, mutluluk bol olsun. Yürekten yüreğe, ülkeden ülkeye açık yol olsun...
Resul RIZA
|
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
mehmet kocakır - 05.07.2013 |
|
. |
|
her işiniz ratgelsin |
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
Günay Aktürk - 08.06.2013 |
|
. |
Kendinden olmayanlari susturmaya calismak, gormezden gelip barbarca kendi dusuncelerini kabullendirmek faşizan bir turumdur. Faşist siyaset anlayişıyla ülke yöneten liderler, tarih boyunca hem yikilmaya mahkum olmuş; hem de ebediyen kara lekeleriyle anılmışlardır. Her daim ileriye doğru ilerleme gösteren bir dünyada zulüm asla baskın gelemez. Toplumlarda hükümetleri iktidara getiren; ve iktidarlari da yerle bir edebilen halktir ve dolayisiyla da halkın inançlarıdır. Bugün ülkemizde halkın dini duygularıyla iktidara gelen Erdoğan hükümeti, sergilediği insanlık dışı eylemleriyle, tarihteki lekeli çukura gömülmeye mahkumdur. Bu onlar için kaçınılmaz bir sondur. Bu zulüm, bu baskı, bu karanlık dünya görüşü yıkılacaktır.
|
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
zahide - 03.05.2013 |
|
. |
AŞK HALİ
Seni gördüm,gören gözlerimden utandım Seni sevdim,diyen dillerimden arındım Maldı mülktü,yoktu vardı koydum kenara Yetmişiki millet şimdi bir bana.
Aşk geldi,kapılarımı açtı sonsuzluğa doğru kafesinden özgürlüğe uçtu can kuşu. Senlik benlik silindi birden bilmeden , bedenimden benliğimden soyundum.
|
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
zahide - 30.04.2013 |
|
. |
Mayıs Mayıs, ayların gülüdür, taze bir çiçek dalıdır, İçerim ateş doludur; Mayıs‘ta gönlüm delidir.
Yeşil dağlara göçülür, Kırmızı şaraplar içilir; Yarim dökülüp saçılır, Mayıs‘ta gönlüm delidir.
Göklere karşı yatılır, Dertlerimiz unutulur; Eski sevgiler atılır; Mayıs‘ta gönlüm delidir.
Uzakta kuşlar seslenir; Gönlüm genişler beslenir; Yaşamağa heveslenir, Mayıs‘ta gönlüm delidir.
Yumuşak rüzgarlar eser; Çimenlerde yarim gezer, Yanılır, bana gülümser; Mayıs‘ta gönlüm delidir. Sabahattin Ali
|
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
ali cavit nacar - 11.04.2013 |
|
. |
|
Çocuklar gibi karsiliksiz sevebilmek, Gami-gasaveti ötede görmek. En sevilen yemisi ortadan bölmek, Dogrusu... Büyüdügün gün ölmek. |
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
ali cavit nacar - 11.04.2013 |
|
. |
|
Hayati çocukça yasamak gerek, Çocuk gibi sen-sakrak. Ölmeyi de bilmek gerek, Dogrusu...Büyüdügün gün ölmek |
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
zahide üzümçeker - 04.04.2013 |
|
. |
Gelincikler gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda.
saat onikilerde postanede mektup yazan adamlara bakar bir semt delisi durmadan bakar ki o mektuplar nereye giderse gitsin öylesine uzundur ki kasaba gelinciklerden bükülmüş bir ibrişim gibi gidip gelen mektup zarflarıyla tarif edilebilir ancak içlerinde kar serpintisi içlerinde bozkır içlerinde herkesin bir güneyi olan ve marangozlar upuzun kayıklar yaparlar bunun için kesersiz, çivisiz, elsiz sadece ruhlarından o kayıkları içinde domates doğranan bir akşamüstünde yüzdürürler canlanır suya değince hemen bordalarındaki nakışlar bir derya gülü alıp başını gider.
yeter ki görünsün gelincikler önce tek tek görünsün sonra topluca usta bir doğramacı gibi kırmızılar doğrar kasaba gelincikler indi mi çayırlardan su bardaklarına, berber dükkanlarına girdi mi duvarlara sicimle tutturulmuş şişelere girdi mi bir kere -aynaları boğacak neredeyse -taşlıkları basacak sel gibi o zaman... tam o zaman marangozlar mis gibi rakılar içerek kayıklarında konuştukça binlerce kayık konuştukça binlerce köpük, binlerce kıyı olurlar ve nedense bir vapur bizi alıp götürecekmiş gibi bakarız bir- birimize unuturuz sonra alıp başını gitmeyi de yeter ki iki dudak arasına konsun gelincikler ipince bir ıslığa yerleştirilsin türküler süzsün tüveyçlerinden kahveler eski renklerine boyanır yeniden biralar ciğ ışıkta bile parlak yıkanır tertemiz oluncaya kadar yaşamak.
gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde sevgiler umutlar yok değildir öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize çabuk öfkeleniriz durup durup böyle hüzünlenmemiz neden anlamıyoruz da ondan mı yoksa bir bütün olduğunu mutluluğun umudun bir bütün olduğunu seziyor muyuz yalnızca baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan öyle bir arada güzel yaşamanın lezzetini kanımızı tutuşturdukça gün günden buğusunu saldıkça bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi.
Edip Cansever
|
|
. |
|
 |
|
|
. |
|
salman - 25.02.2013 |
|
. |
|
eyyy hıdır ses. dört beş gündür siten yenilenmiyor.yine hangi dağdasın? |
|
. |
|
 |
|
|
|
. |
|
|
|
|